Uncategorized

Yalnızlığın zaman ekseni

Babamın hastalık süreciyle hesaplaştığım şu yazıda Etfal Hastanesi nöroloji servisini övdükten kısa bir süre sonra hayat bir sabah dedi ki biraz da Padova Eğitim Araştırma Hastanesi nörologlarını övmek istemez misin? Yok istemem, almayayım dedim ama beni duymadı. Buna karşılık hayat neleri duydu biliyor musunuz? Anlatayım.

Yabancı araştırmacıların sosyal sigorta ödemeleri üniversite tarafından aralık ayında 2024 senesi için yapıldı ama uzun noel-yılbaşı-epifani kombo tatilleri sebebiyle kayıtları ocak ayının sonuna bıraktılar. Ve bana şöyle dediler: “1 ay kadar sigortasız olacaksınız, ama endişelenmeyin acil bir durumda hiçbir hastane sizi geri çevirmez!”. 1 ay içinde acil bir durum mu? yok canım haha diye geçirdim içimden bu uyarı aklıma her geldiğinde. Peki bu uyarı neden her gün aklıma geliyordu?

Sonra o uzun tatilde bir gün Erdi’ye acil numaraları bilip bilmediğini sordum. Halbuki bu konuda sağlıklı bir anksiyete göstergesi olarak hazırlıklı olmalıydım, psikolojik geçmişime yakışan buydu. Ama ikimiz de bilmiyorduk, cıkcık böyle olmaz öğrenelim dedik.

Sonra tatil dönüşü ilk öğle yemeğinde, gruptan çok sevdiğim bir arkadaşım Padova’da son 6 ayında olduğunu söyledi. Bana labda ilk günden beri o kadar sıcaktı, ev arama dönemimizde o kadar yardımcıydı ki buna üzüldüm. Mutlaka bize yemeğe gelmelisin, o kadar ev gezdik birlikte ama taşındığımız evi göremedin dedim.

İşte dış mihraklar sinsi sinsi bunları dinledi ve 1 gün sonra sabah saat 7:50’de bu evimizi görmesini istediğim güzel arkadaşım bizim evin ortasında duruyordu. Evimizdeydi çünkü Erdi banyoda bayılmış ve başını çarptığı için bilinç kaybı yaşıyordu. Ve ben acil numaraları bilmiyordum. Normalde alt katta bir ev arkadaşımız var, o da tatilden dönmemişti. Böylece aradığım ilk kişi o arkadaşım olmuştu ve ambulansla aynı anda gelme nezaketini göstermişti, çünkü İtalyanca gerekeceğini biliyordu.

Bazı anlar bazı insanlar için değildir, ya da tam tersi. Erdi’ye medikal anlamda doğru hamlelerde bulunuyordum ama doğrusu çok da kendimde değildim ambulans ve Matteo geldiğinde. Bırakınız asgari İtalyancayı İngilizceyi bende Türkçe de kalmamıştı. Hatta bütün günü aşağı yukarı şu bebek gibi idare ettim diyebilirim. 5 kişilik bir sağlık ekibi gelmişti ve ilk testlerini yapıyorlardı. Erdi’nin kendine geldiğinde ilk söylediği şeyi, hem dil seçimi hem de o durumda dert ettiği şeyin niteliği sayesinde sadece ben anlayabildim: “İroş her yere ayakkabılarıyla bastılar”. Evet canım bastılar. Bir de şu kolonya bidonumuz vardı ya, banyoda onu yerde görünce sen onu içtin sandılar. İyi ki arkadaşımız geldi de çevirdi kolonya sevdamızı.

Yaşandı geçti, kötü birkaç gün ama şans kırıntıları vardı içinde. Ben göremediğimde o kırıntıları bana işaret eden ailem ve arkadaşlarım vardı dört bir tarafta. Matteo vardı, Erdi’yi hiç göstermedikleri yaklaşık 12 saat boyunca beni hiç bırakmadı. Ambulans ekibi Erdi’ye testler yaparken, gelip bana sarılan bir kadın vardı ekipten mesela. Kaç aydır Erdi dışında kimseye sarılmadan yaşıyordum ben? İlk şok o sarılmanın sıcaklığı sayesinde geçmişti, asla unutmayacağım.

Bunları yazabilecek kadar iyiyim, iyiyiz şimdi, çok şükür. Ama “o” sabah hissettiğim yalnızlık, üzerine düşünmeyi ve bir hesaplaşmayı hakediyor. Biz Şişli’deki evimizde de koca apartmanda tek daire olarak yaşıyorduk, diğer daireler Almanya’da yaşayan ama evlerini kapatmayan göçmenlerdi. Pandemi günlerinde Erdi işe gider ben evden çalışırken bazen bu bir apartmanda yalnız yaşama hissi beni korkuturdu. Ama Yusuf vardı, mahallemizin manavı. Onun sesi bizim balkona gelirdi ve bana güven verirdi, pencereden seslensem bir gün koşar gelirdi.

Ben Erdi’yi Padova değil de Şişli’deki banyomuzda yerde bulsaydım ambulansı çağırmak kararını daha hızlı verirdim. Çünkü kafamın içinde şöyle bir kavga vardı. “Şu an yaşadığım bu durum ne kadar acil? Bir yabancının ambulans çağırmasına değecek kadar mı acil? Sakin ol ve kendine sor İrem, İstanbul’da ne yapardın? Hayatında kaç kere ambulans çağırmayı düşündün? Sıfır. Demek ki bu farklı bir durum!” Hala o sabaha geri döndüğümde hatırladığım bu iç konuşmalarım kalbimi kırıyor. Ambulansı içeri almak için aşağı inmeliydim ve Erdi yalnız kalmasın diye tüm komşu zillere bastım. Kimse yoktu. Ben koca apartmanda yalnızdım. Ve Yusuf da yoktu. Annem de yoktu. Erdi bilinç kaybıyla “anne” diye sayıkladı ama onun annesi de yoktu. Ben galiba bütün evrende yalnızdım.

Geri dönüp hesap yapınca Erdi’yi bulmamla ambulans ve Matteo’nun gelmesi arasındaki sürenin 10 dakika olduğunu gördüm. 10 dakika. Yapayalnız. Çok kısa gibi ama insan kendini nokta gibi hissedince de ömre bedel bir süre.

Yalnızlığımı her an telefonun ucundan dindiren Nur’a, Şebnem’e, Nesli’ye ve Hande’ye minnet doluyum. Hande “Yaz!” dedi, yazınca akıp gideceğini, o evrendeki yapayalnız noktanın genişleyeceğini biliyor. Bu yazı da Hande’ye ve olağanüstü hallerde çaresizlik içinde kıvranırken eklenen göçmenliğin yalnızlığını bilen tüm kadınlara gidiyor.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *