feminizm

feminist öfkemin seyri – 1

Her geçen gün daha öfkeli bir kadına dönüşüyorum. Sözlük anlamlarını öğrendiğim ortaokul yıllarından beri kendimi feminist ve anarşist olarak tanımlarım (o yaşlarda gerek ve yeter koşul buydu). Şuradaki yazımda kendi feminist evrimimden söz etmiştim, pek çok feminist kadın gibi ben de değiştim ve defalarca kere dönüştüm. Her geçen gün daha öfkeli bir feministe dönüşüyorum, yalnız olmadığımı da biliyorum. Kadın hareketinin kazanımlarına açıkça savaş açmış, erkek şiddetinin sırtını cezasızlık politikalarıya sıvazlayan, gerici ve halk düşmanı bir iktidarın pençesinde kıvranırken öfkemiz ve doğal olarak mücadelenin önemi artıyor.

Bugün çok fazla cephede aynı anda verilen bir mücadelenin adı kadın hareketi. Dünyanın her yerinde kesişimsel bir politik mücadele örüyor feministler. Fatmagül Berktay hocamız kesişimsellik kavramını şöyle ifade ediyor: “Bütün ezilenlerin dertleriyle dertlenmek”. Filistin’de, Sudan’da süregiden soykırım ve savaşla dertleniyor kadınlar, savaş karşıtlığında birleşiyor. Göçmenlerle dayanışma ağları örüyor kadınlar, erkek şiddetinin sorumluluğunu göçmenlere yıkmayı deneyen siyasetçilere prim vermiyor. İktidarın aileyi kutsayarak, özel alana müdahale edilebilir diyen sözleşmelerden bir günde çıkarak nefretin doğrudan hedefi haline getirdiği LGBTİ+’larla omuz omuza yürüyor kadınlar. Ülkemizde ve dünyada ekoloji ve hayvan hakları mücadelesinin ön saflarında kadınlar var. Emek mücadelesi ise tüm bu cephelerle kesişiyor ve ülkemizin ana gündemi olan derin yoksullukla mücadele etmek için kadınlar dayanışma içinde, her zaman olduğu gibi “mucizeler yaratıyor”. Birbirine geçmiş bu tahakküm biçimleri altında ezilirken el ele tutuşuyor feministler ve patriyarkal kapitalist düzende bu oldukça tehlikeli, zaten yaşayarak görüyoruz biraradalığımızdan ne kadar korkulduğunu.

Benim öfkem son yıllarda bu olağanüstü sistematik tahakküm düzenini bir şekilde görmeyen, görmek istemeyen insanlarda yoğunlaşmaya başladı. Bazı gruplara hiç tahammülüm kalmadı doğrusu. Mesela, etrafındaki dünya alev almışken, etki alanı da oldukça genişken “sessiz” kalmayı tercih eden insanlar. Bu grupla apolitik akademisyenleri, sanatçıları ve fenomenleri bir çatı altında topluyorum. Türkiye akademisinde pişmiş bir akademisyen adayı olarak öfkemin pastasındaki en büyük pay burada. Barış istedikleri için bedel ödeyen, bedelini hayatlarıyla ödeyen akademisyenlerin[1] olduğu bir ülkede “sadece bilim yapan bir akademisyen” olmaya utanmalı insan. Bilim kalmadı hocam, kapattık gidiyoruz, siz geliyor musunuz? Herhangi bir toplumsal harekete dair, bir cümlesiyle belki on binlerce genç insanın ufkunu genişletebilecek sanatçıların iki kelimeyi bir araya getirememesine, yer yerinden oynarken sadece paylaşım yapmayı bırakan fenomenlere deliriyorum. Öfkemin hedefindeki diğer grup, etki alanı az da olsa bir şeyin ucundan tutmaya çalışan insanlara köstek olan, neye muhalif olduğu anlaşılmayan bomboş kalabalıklar, politik bilinçten yoksun olup sürekli konuşan hatta parmak sallayan kalabalıkları kastediyorum. Bu ikinci grup için veri kaynağım binbir çeşit insanla göğüs göğüse çarpıştığımız, bugünün kamusal alanı sosyal medya, benim için bir numara her zaman Twitter. Youtube ve Instagram içeriklerinin altına bırakılan kullanıcı yorumları ve sokak röportajları da zengin kaynaklar. Bu grup çok yorucu ve çok işimiz var çünkü çoğunlukla yüksek öğrenim görmüş insanlardan bahsediyorum, şahsen öfkem zaten buna. Milli eğitimin bir tık ötesine bakmaya tenezzül etmemiş insanlar siyasi tutsaklar ve onların politik ajandaları hakkında atıp tutunca ben utancımdan yerin dibine giriyorum onlar adına, gölge etmeyin deriz ya, o hesap. “Hiçbir ideolojik pankart ve slogan olmadan yürüyoruz”lar[2] bu grubun içinden doğdu mesela, yürüyün hadi tamam biz bakmıyoruz. Bu grupla ilgili absürt bir şey daha var, sabahtan akşama iktidar politikalarını eleştirebilirler veya iktidar partisi seçmenini küçümseyebilirler ama şu açık ki iktidar partisinin politik bilinci onlardan yüksek. Siyasal islamcı iktidar kadın hareketinin ve temas ettiği diğer mücadelelerin potansiyelinin farkında, bu sayede düşman politikaları yıllardır inşa ediyor ve sürdürebiliyorlar. Ezilen halklara düşman olmak bile bu grubun sahip olduğundan daha çok bilinç gerektiriyor. 

Bir de kesişimsel bir perspektiften yoksun oldukları için abuk sabuk tetiklenmeler yaşayan “biraz uyanmış” ama tam da uyanamamış gruplar var. Sınıfa, yoksulluğa dair bir sözü olan, bugünün Türkiyesinde ekranlardan söyleme cesaretine sahip biri ertesi gün “LGBTİ+’lar da gözümüze sokmasın ilişkilerini” diye zırvalayınca insanın eli ayağı boşalıyor. “Ben de feminist eylemlere katılmak istiyorum ama -Jin, Jiyan, Azadî- bana hiç olmuyor” grubunda bile potansiyel görüyorum, bu da benim salaklığımdır belki hep umudum var. Daha iyisini yapabilirsiniz, biz birlikte eziliyoruz, dayanışma içinde olacağımız toplumsal hareketlerin sayısıyla ilgili herhangi bir limitimiz yok.

Bu yazı Erdi’nin rahmetli anneannesine gidiyor. İlk evliliğinde eşi vefat ettikten sonra, çocuklarından koparılarak yeniden evlendirilmiş. Silvia Federici kadınların “toprak hakları”yla ilgili literatürün ölmüş eşin akrabalarının evden ayrılmaya zorladığı dulların hikayeleriyle dolu olduğunu anlatıyor[3]. Hanım anneanne Türkçeyi gelin olarak gittiği köyde, ikinci evliliğinde öğrenmiş bir Kürt kadın. Kaç kimlik kesişiyor burada, bu kimliklerden birini dışlayan bir feminizm olabilir mi? Sene 2025, hala TV’de Kürtçe için “kimse de anlamıyor” diyen spikerler var, o spikeri alkışlayan çok sayıda insan var, o kibirle uzlaşan bir feminizm yok, olmaz. Yine çok sayıda insanın mücadele ile kazanılmış haklardan haberi yok, böyle bir dünyaya doğduk zannediyorlar. Daha fazla insanı politik mücadeleye ikna etmek, bilinci her cephede yükseltmek zorundayız. Esas düşmana karşı birleşmek, kapsayıcı ittifaklar kurmak zorundayız. Boşanma komisyonlarına, aile yılı zırvalarına hep birlikte ve tereddütsüz isyan etmek zorundayız.

Yukarıdaki kolajı son birkaç yılda hafızama kazınan kadınlardan, olaylardan derledim. “Hafıza kaybı ezilmenin kökenidir”[3] diyen P. G. Allen’den bir alıntıyla bitireyim:

We as feminists must be aware of our history on this continent. We need to
recognize that the same forces that devastated the gynarchies of Britain and the
Continent also devastated the ancient African civilizations, and we must know
that those same materialistic, antispiritual forces are presently engaged in
wiping out the same gynarchical values, along with the peoples who adhere to
them, in Latin America. I am convinced that those wars were and continue to
be about the imposition of patriarchal civilization over the holistic, pacifist, and
spirit-based gynarchies they supplant. To that end the wars of imperial conquest
have not been solely or even mostly waged over the land and its resources, but
they have been fought within the bodies, minds, and hearts of the people of the
earth for dominion over them. I think this is the reason traditionals say we must
remember our origins, our cultures, our histories, our mothers and
grandmothers, for without that memory, which implies continuance rather than
nostalgia, we are doomed to engulfment by a paradigm that is fundamentally
inimical to the vitality, autonomy, and self-empowerment essential for
satisfying, high-quality life.

P. G. Allen, “Who Is Your Mother? Red Roots of White Feminism”, 1988.

[1] https://www.birgun.net/haber/baris-istedigi-icin-gorevinden-atilan-akademisyen-intihar-etti-148283

[2] https://x.com/yorulmaitu/status/1842972545815117905

[3] Silvia Federici, Dünyayı Yeniden Efsunlamak; Müşterekler Siyaseti ve Feminizm.

Comments Off on feminist öfkemin seyri – 1